Teknomedyatik dünyada kültürü/sanatı düşünmek

Teknomedyatik dünyada kültürü/sanatı düşünmek

Teknomedyatik dünyada kültürü/sanatı düşünmek

Bazı düşünürler, 1990’lardan bu yana yaşadığımız zamanları, post-modernliğin bir parçası olarak görüyor ve “tekno-kültür çağı” diye adlandırıyorlar. Ben, “teknomedyatik dünya” demeyi yeğliyorum. Birincisi, yaşadığımız zamanların post-modernliğin bir parçası olmaması ihtimali çok güçlü. Yapay zekâyı ve robotları da hesaba kattığımızda, teknolojinin hayatımıza ilave ettikleri, tasavvur ettiğimizden çok daha fazla… O yüzden de “insan-sonrası” (posthuman) diye adlandırılıyor. İkincisi, zaten kendisi alabildiğine muğlâk olan, bugüne kadar kullanageldiğimiz “kültür” kavramı ile teknolojinin ortaya çıkardıkları arasında ayrım yapmak gerekiyor. Üçüncüsü ve en önemlisi, teknoloji ile medya çok yakından bağlantılı ama bir ve aynı olgular değiller. Şunu hiç aklımızdan çıkarmayalım, ortaya çıktığı zaman, insanı teknolojik bir hamle olarak büyüleyen Apollo 11’in kullandığı teknoloji dahi, elimizdeki akıllı telefonun teknolojisinde göre pek ama pek ilkeldi. O zaman teknoloji, sadece izleyicisini büyülüyordu şimdi ise izleyicisinin bir parçası, onun zihnini biçimlendiriyor…

Güzel ile aramız giderek açılırken

“Teknik” her tarihsel dönemde vardı ama modern zamanlarda “teknoloji” dediğimiz ve önceden insanlık tarihinde hiç bilinmeyen bir şekle dönüştü. Neil Postman, teknolojinin hiçbir engel tanımaksızın tanrılaştırılması, kültürün teknolojiye teslim olması nedeniyle toplumumuza “teknopoli” derken hiç de haksız değil.

Bakmayın kavramın geçirdiği inanılmaz değişime, “medium”, ortam demek. Her kültürün kendine özgü bir iletişim ortamı vardı ama “medya” denilen inanılmaz karmakarışıklık, modernlikle birlikte ortaya çıktı. Medya, sanıldığı gibi yalnızca gazete, televizyon gibi modern kitle iletişim araçları demek değil. “Medya”, aynı zamanda durum, ortam, vasat, çevre gibi anlamlara gelen “medium”un çoğulu. “Medium”, insan ilişkileri boyutunda ele alındığında, genelde ortamda olması gerekenin, beklenenin ön-planda tutulmasından yola çıkan bir çağrışımla “ortalama”, “vasati” gibi bir anlama da geliyor. “Medium”un ayrıca ortamla doğrudan iletişim kurabilme, ortamdan ötekilere bilgi aktarımında aracılık etme gibi bir çağrışımdan esinlenen ve hemen her dilde kullanılan “medyum” anlamı da var. Dolayısıyla tüm bu anlam katmanları birbirleriyle bağlantılı…  Her kültürde, ortalama, vasati insanın içinde yaşadığı, ilişkide bulunduğu, kendine özgü bir ortamı, vasatı var ve bunun genel adı da “medya”.

Teknoloji ve günümüz medyası, birbirlerine çok fazla benziyorlar, biri olmadan diğeri mümkün değil, adeta birbirlerinin mütemmim cüzü onlar… Dikkatli baktığımızda ise ikisinin de ortak özelliği, hemen kendisini ele veriyor: Sunilik… Suni; yani varlığın sahici, halis (otantik) halinde var olmayan, insan tarafından yapılmış, yapıntı. Teknomedyatik dünyanın temelini oluşturan, sanallık (virtuality) da en nihayetinde, şeylerin ve ilişkilerin (insan-insan ve insan-tabiat ilişkilerinin) suni bir karaktere bürünmesinin tezahürü.

Teknoloji, dünya hayatını kolaylaştırmakla kalmayıp, tadını da değiştiriyor. Nasıl gübrelenmiş, hormonlanmış bir meyvenin hakiki usaresi, bir müdahalenin sonucunda değişikliğe uğruyorsa, modern medya da sanal bir boyut ekleyerek yüz yüze, dolaysız iletişimi bozuyor. O denli bozuyor ki, insanlar artık modern medyatik iletişimi, gerçek iletişim sanıyor. Tıpkı tarımsal modernleşmenin yediklerimizin tadını değiştirmesi gibi teknomedyatik dünya, tüm ömrümüz boyunca gördüklerimizin, duyduklarımızın tadını değiştiriyor. Duyularımız, algılarımız, teknolojinin suni-sanal dünyasının prizmasından yansıyanlara göre yeniden biçimleniyor.

Sunilik ve sanallık, otantik insan varoluşu üzerine en büyük değişimi, kavramların aracılık ettiği düşünce ve gerçeklik bağını haddinden fazla zayıflatarak yapıyor. Kavramlar, etkilerini giderek yitiriyor, imaj ve fantezik olan öne çıkıyor. Bir nevi “felsefesizleşme” bu…

Tüm bunlar nedeniyle artık ‘iyi hayat’ sorunuyla ilgilenmiyoruz. Kendimizi, kaderimizi mühendislerin eline bırakmış durumdayız. Yaşantımızdan çıkardığımız sezgisel, pratik bilgilerin değerini bilmiyoruz. “Hikmet”, “irfan” gibi kelimelerin anlamlarının yanından bile geçmiyor zihnimiz. Felsefi sorgulamadan ve hayat bilgisinden ödümüz kopuyor. Sanıyorum, hızla değişen bu dünyada kaymadan ayakta durma ihtiyacından olsa gerek, tutunabildiğimiz değerlere daha çok sarılıyoruz, fanatizm artıyor. Bilimi kendimize göre tütsülüyor, fal, büyü, yeni nesil tuhaf inançlarla dinleri bulamaç yapmaya bayılıyoruz; her fırsatta falın, büyünün, “new age” inançların kuyusunda astral seyahate çıkmayı seviyoruz.

 “Haz ve hız”la anlatmaya çalışıyorlar yaşadığımız dünyanın en başat özelliklerini, kimileri buna “şiddet”i de ilave ediyorlar. Gerçekten de haz ve hıza dayalı bir sistemin şiddet üretmemesi imkânsız. Ölüm makineleri olan silahları üreten teknolojinin ulaştığı boyutlara şöyle bir gezdirdiğimizde, hemen görüveriyoruz bu üçlüyü.

Dinginlik, teenni, huzur sözlerini dilimizden düşürmediğimiz doğru ama haz ve hız tutkumuzun bunların hepsine baskın çıktığı daha da doğru. Bir alanda, bir konuda ne kadar hızlı ne kadar çabuk olursak o kadar başarılı addediyoruz kendimizi ve teknolojik aygıtları. Sanal, suni dünya, bu hız tutkumuzun neticesinde ortaya çıktı bir bakıma. Enformasyon teknolojilerinin ürünü olan dijital medya, ışık kadar süratli ve değişken olanı hayal edebilmemiz ve hayata geçirebilmemiz sayesinde keşfedildi. Haz ve hıza bağlılığımız, ilişkilerimize de yansıyor. Dijital teknolojilerin diliyle, ilişkilerimizi anlatmaya çalıştığımız dil yakınlaşıyor ve nihayet bu kelimeler birbirinin yerine geçmeye başlıyor.

Güzel

Kant’a göre estetik yargınızın temeli olan güzel, “hoş”tan tamamen ayrıdır. Zevkler ve renkler tartışılmaz, kişiye özgüdür ama “güzel olan”, “ahlâkî olan” gibi evrenseldir. Hoş, duyusaldır, güzel ise duygularla ve düşünceyle ilgilidir ancak mantığa vurulamaz. Güzel, herhangi bir kavrama dayanmayan yargıdır ama yine de zevk verir, üstelik evrensel olduğu için herkese. Güzel, temellerini nesnede değil öznede bulan bir yargıdır; her türlü çıkardan muaftır. Mükemmellikle alâkası yoktur, hayal gücüne bağlıdır. Estetik obje seyredilir ve hayal gücümüzle ondan zevk alırız, üstelik hiçbir amaç gözetmeksizin…

 

Kant’ın “güzel” yargısına yol açan evrensel, ortak hazzı, ahlâka bakışındaki “maksim” ile hemen hemen aynıdır. Çıkarsız, şeksiz şüphesiz herkesin istisnasız biçimde katılacağı, dolayısıyla “evrensel“ denilebilecek bir yargı…

 Kant güzeli ortaya çıkaran sanatçının yeteneği için açıklamasını “deha” kavramına dayandırır. Öyle ki deha, nasıl böyle bir ürün ortaya koyduğunu kendisi bile bilemez. Tabiat deha aracılıyla sanata kural koyar. Bilim insanının yaptıkları, ne kadar çığır açıcı olursa olsun, bir biçimde öğrenilebilir ve öğretilebilir ama sanatçının hayal gücü vasıtasıyla ortaya koyduklarının nasıl bir araya geldiklerini hiçbir şekilde açıklayamayız, onlar kendileri de bilmediklerinden başkalarına da öğretemezler.

Müslüman düşünürlerin fikirlerinde, Kant’ın ileri sürdüklerine itirazdan ziyade benzerlik görüyoruz. Onlar sanat ve güzelden bahsederken hep temaşa, seyir zevki ve gördükleri, duydukları karşısında şaşkınlık, hayret, acz ve hayranlıktan söz ediyorlar. İbrahim Kalın da Barbar, Modern, Medenî’de, “Sanat ve medeniyet: Güzellik ilmine giriş” adlı fevkalade bir bölüme yer veriyor.

“Müslüman sanatçılar, natüralizmi ve mimetik uygulamaları yetersiz görmüşler ve tabiatın ve dış dünyanın birebir taklidinden kaçınmışlardır. Varlık âlemi, beş duyu ile algılanır ama ondan daha fazla bir şeydir… Duyularla algılanan olgular (fenomen) sınırlı ve geçicidir. Fakat akılla idrak edilen mana, evrenseldir ve kalıcıdır.” Diyen İbrahim Kalın, özetle şunları söylüyor: Müslüman düşünürlere göre sanat ve estetiğin kökeni, madde âlemi ile akıllar âlemi arasında bulunan ve onları birbiriyle irtibatlandıran “âlem-i hayal”dedir. Onun akıl, tabiat ve hareket âleminin dışında kendine has bir dünyası vardır. İnsan, muhayyilesiyle (hayal gücü) maddi âlemin üstündeki akli cevherlere yaklaşabilir; sanatçı onları temsil, sûret halinde ifade edebilir. Maddi varlığı tecrübe ederken varlığın yaratılış âlemine bakan yönüne dokunuruz. Maddi âlem elbette vardır ve gerçektir ama hakikatin tamamı değildir. Beş duyunun ötesine geçip tefekkür ve hayal gücümüzü kullanarak varlığın tecellisinin arkasında yatan hakikati kavramaya çalışırız. Sanatçı hissî, hayalî ve aklî olanı bir bütünlük içinde ele aldığı zaman varlığın derunî güzelliğini, kendine has bir üslupla ortaya koyabilir…

Müslüman sanat anlayışında, “modern sanatın tersine merkezde birey olarak sanatçı değil, varlık ve onun namütenahi tecellileri vardır. Bu yüzden sanat faaliyetinin amacı sanatçının egosunu büyütmek ve nefsi ilahlaştırmak değil, nefsanî duyguları aşarak mutlak ve evrensel hakikate iştirak etmek ve ona ayna tutmaktır. Bu, sanatçının özgünlüğünü elinden almaz. Tersine, onu egosunun tasallutundan kurtararak özgürleştirir. ‘Tecellide tekrar yoktur’ ilkesi mucibince sanatçının keşif ve inşa süreci her an ter ü tazedir… Her bir keşif, yeni bir sırra kapı aralar. Hayret makamı, her an herkese açıktır.”

Kur’ân, âlemin büyük bir ahenk ve mizan içinde, insanın da en güzel sûrette yaratıldığını söyler. Allah’ın cemal ismi, bütün güzelliklerin kaynağını oluşturur. Müzikteki güzellik ise kozmik ahengin bir yansımasıdır. Varlıkların aslî güzelliği onları yaratan Allah’ın mutlak güzelliğinden gelir; çirkinlik, kusur ve eksiklik ise bu dünyadan kaynaklanır. Kalın’ın sanatçı ve eseri hakkındaki fikirleri ile Kant’ın tabiatın deha aracılığıyla sanata kural koyması arasındaki bağlantı hayli açıktır. Kant’ın “tabiat” dediği ifadeleri “Yaratıcı” ile değiştirirsek benzerlik daha da aleni hale gelir.

Kant’ın bakışında, tıpkı ahlâk ve erdemler gibi güzellik de açıklaması ve geçerliliği sadece kendi içinde olması gereken, asla araçsallaştırılamayan kavramlar. İbrahim Kalın’ın İslâm estetiğine bakışında da güzelin aynı yerden görüldüğü çok bariz. Kalın, fazladan olarak, “varlıkların aslî güzelliği onları yaratan Allah’ın mutlak güzelliğinden gelir. Allah’ın “Cemal” ismi, bütün güzelliklerin kaynağını oluşturur” diyor, âlemdeki ahenge işaret ediyor.

Modern dünyanın objektif ve insandan yana aydınlarının eserlerinden yararlanarak siyasi ve ekonomik düzenin zihni çerçevesini de faş ediyor Kalın: “Burada yaşanan, büyük bir ontolojik kaymadır. Araçların tanımladığı bir dünyada aslî, ilk, orijinal ve otantik olanın anlamı değişmiştir. Sûretler, imajlar, imitasyonlar, simülasyonlar aslî ve birincil olanın yerini almıştır.

Hiper-realitenin şehvetine kapılan kitleler, artık gerçekle yüzleşecek zihnî ve duygusal donanımlarını yitiriyorlar. Ekrandaki mükemmel, yaldızlı, biteviye akan kurgular gerçek, eksik, karmaşık ve sınırlı hayatların yerini alıyor. Gerçeğe ulaşmak için onun taklidi, imajı, kopyası ve simülasyonu kaçınılmaz bir araç haline geliyor. İnsanlar artık bir ekrana bakmadan dünyayı tanımanın, algılamanın ve idrak etmenin imkânsız olduğunu düşünüyorlar. Bu ontolojik daralmanın yıkıcı sonuçlarının henüz farkında değiliz. Varlığın, var olan şeylerin toplamından ibaret olduğunu sanıyoruz…

Varlığın kokusunu duyamayanlar, varlığın sırrına eremezler. Sesin kozmik ahengini yitirdiği, kokunun kozmetik sanayiine indirgendiği bir gürültü ve imaj çağında yaratılışın ritmini hissetmek kolay iş değildir. Bu yüzden de dünyanın büyüsünün bozulması karşısında zafer naraları atanlar, nasıl kuru, boş, düz ve anlamsız bir dünyanın sahte efendileri olduklarının da farkında değildirler. Oysa insana musahhar kılınmış âlemin anlamlı ve yaşanabilir bir yer haline gelmesi için, varlığın sırrına erişmeye ve yaratılışın kokusunu duymaya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.”

Tespitlerinin tamamına katılıyorum. “Bugün barbarlığı, modernliği ve medeniliği aynı anda tecrübe ediyoruz. İstediğini zorla ve rasyonel ahlâkî olmayan yöntemlerle elde etme çabası olarak barbarlık, farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor” saptamasına da. İnsana ve tabiata karşı yapılan barbarlıkların uzun bir liste oluşturduğu böyle bir dünyaya “güzel” tekrar katılabilir mi? Anlaşılıyor ki bu sorunun cevabı, esasen Müslümanlara bağlı…

 

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.47.15 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.46.20 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.46.35 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.46.58 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.47.34 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.45.41