Demokrasi ve Demokratlık Üzerine

Demokrasi ve Demokratlık Üzerine

Prof. Dr. Erol Göka, Fikirtepe Postası’nın 2026 yaz sayısında demokrasi ve demokratlık kavramlarının bugün ne ifade ettiğini; sosyal medya ve yapay zekânın siyaseti nasıl dönüştürdüğünü değerlendiriyor.

Kıymetli Erol Hocam hayat tecrübeniz, entelektüel birikiminiz ve güncel tartışmalarınız; hepsinden öte gençlerin önünü açan yaklaşımınızla entelektüel camiada örnek bir tavır sergiliyorsunuz. Fikirtepe Medya olarak mülakat teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz; bizleri ziyadesiyle onore ettiniz. Uzun politik entelektüel yolculuğumuzun bu acemilik günlerinde bizleri yalnız bırakmadığınız ve desteğinizi esirgemediğiniz için ayrıca müteşekkiriz. Platfomun imtiyaz sahibi olmaktan öte her şeyden önce talebeniz Kutlu Kağan olarak hoşgeldiniz şeref verdiniz diyorum.

Aman estağfurullah, ben teşekkür ederim, böyle kıymetli bir platformda görüşlerimi açıklama imkanı verdiğiniz için…

Hocam ilk sorumuzla başlayalım. Yakın zamanda sosyal medyada “Ben artık demokrat değilim!” Geçmişte demokrat kimliğinizle memlekete uzun süre entelektüel, sosyal ve politik alanlarda katkı sundunuz. Sizi süreçte bu noktaya getiren ne oldu?

Hayat… Kutlucuğum, siyaseti her zaman önemsedim, insani varoluşun olmazsa olmaz bir alanı olarak gördüm. Modern zamanlarda keskin bir sınıf farklılaşması, ilk bakışta kendini belli ediyordu. Ben bir işçi çocuğu olarak kendimi ezilenlerle, yoksullarla aynı hizaya koydum. Hala oradayım, toplum en çok ezilen kimlerse kalbim onlarla birlikte çarpıyor. Ancak önce materyalizmden sonra da Marksist dogmalardan kurtulmam uzun sürmedi çünkü onlar her şeye çarpık bir bakışla bakıyorlardı ne devleti ne otoriteyi asla idrak edemiyorlardı; Türkiye özelinde buranın tarihinden bihaber oldukları gibi son tahlilde emperyalizm ve ezen sınıflar için kullanışlı aparat olduklarını da kavrayamıyorlardı. Ben ezilenlerin, halkın, millet çoğunluğunun tüm berbat uygulamalarına rağmen devletinden başka bir şeyi olmadığını, devletin nihayetinde kolektif aklı temsil ettiğini ve dahası toplumu var eden, bir arada tutan değerleri toplumun bizzat kendisinin ürettiğini fark edince siyaset dilinde kendimi “muhafazakar demokrat” olarak nitelemeye başladım. “Muhafazakarlık” konusunda özellikle bizim siyasi tarihimizde birçok tatsızlık olduğunu bildiğim için onu geri planda tutuyor, milletin hür iradesinin toplumsal yaşamın temeli olması ve iktidarları belirlemesi amacıyla “demokrat” kimliğimi öne çıkarıyordum. Uzun yıllar boyunca kendimi böyle tanımladım.    Ve yine bu uzun yıllar boyunca dünyadaki insanlık durumuna hep küreselcilik-milli devletler temel çelişkisine göre bakmaya çalıştım.

Biliyorsun, on yılı aşkın bir süredir yaşadığımız dünyayı “teknomedyatik” diye niteliyorum ve özellikle bilişim teknolojilerindeki gelişmelere dikkat kesilmiş durumdayım. Sosyal medya ve yapay zekanın dünyanın ve insan ilişkilerinin çivisini çıkardığını, artık yepyeni denizin balıkları olduğumuzu söylüyorum. Bir süredir teknolojinin ontolojiye, sosyal medyanın gerçek iletişime, sanallığın hakikate ve hakiki toplumsallığa baskın çıktığını gözlemliyorum. Bunlar öylesine köklü dönüşümler ki, her şeyi farkına varmadan içeriden değiştiriyor sadece iletişim biçimlerimiz değil tüm toplumsal yapı ve zihinsel tasavvurlar da değişiyor. İnsan ve maneviyat tanımlarımız bile inanılmaz bir değişim içerisinde… Ne yazık ki artık siyaset de eski siyaset değil; siyasetin de siyasi partilerin de değiştirici gücü kalmadı. Herkes, batmakta olduğunu gördükleri gemiden pay kapma telaşına düşmüş durumda.

Ben hala “muhafazakar demokrat”ım ama artık demokrasi mücadelesinin kendi başına anlamını yitirdiğini de fark ediyorum. Demokrasi üzerine, demokrasinin geleceği üzerine yeterince kafa yorup konuşmadan “demokrat”ım demenin bomboş bir ifade olduğunu düşünüyorum. O yüzden artık kendi siyasi bakışımı en iyi ifade eden kelimenin “muhafazakarlık” olduğu, “demokrat”lığı bir süreliğine dondurucuya koymak gerektiği kanaatindeyim. 

Demokrasi kavramı ve Demokrat kimliği, Türk siyasal hayatında geçtiğimiz otuz sene önemli yer tuttu. Özellikle askeri vesayet rejimi karşısında milletin temsili anlamında sağı da solu da kuşatıcı bir rolü vardı; ancak bugünlerde demokrasi kavramı ve demokrat kimliğinin gerek entelektüel alanda gerekse siyasi ortamda bir o kadar da suistimal edilen bir yere doğru gittiğine ve içinin boşalarak dönüştüğüne şahit oluyoruz. Demokrasi kavramı ve demokratlık kimliği yerelde artık işlerliğini kaybediyor diyebilir miyiz?

Evet Kutlucuğum, demokrasi kavramı ve demokratlık kimliği bir süredir işlerliğini kaybediyor. Şimdi ben sana sormak isterim, siyasi parti yapısının, işleyişinin, programının; siyasi propagandanın eski zamanlarda olduğu gibi anlamı var mı yoksa varmış gibi mi yapılıyor? Yapay zekanın hangi seçmeni neresinden avlayıp kafa kola alabileceğimiz konusunda kişiye özel programlar ürettiği bir dünyada yaşıyoruz artık bunu görelim. Hani internette bizim kişisel ilgilerimize yönelik olarak reklamlar çıkıyor ya önümüze, biz de “vay be nereden bildiler!” diye şaşırıp kalıyoruz; siyaset arenası da aynen bu durumda artık. Oy verme davranışımızı hayat değil, onlar şekillendiriyor. İnsanları siyasete ilgi duyuran, hangi programların galebesi için çaba göstermesi gerektiğini sezdiren basiret ve ferasetten de eser kaldığını sanmıyorum. Üretim, tüketim, istihdam, dağıtım süreçlerindeki devasa altüst oluşları hiç konuşmuyorum bile…  Elbette hala insanın özgür iradesinin, oy hakkının, çoğunluğun hala bir anlamı olduğunu düşünüyorum ama sözünü ettiğim bu değişimler üzerine kafa yormadan, müzakere etmeden sanki eski anlamlarını muhafaza ediyormuşlar gibi”demokrasi”den, “demokratlık”tan fazlaca bahsetmememiz gerekiyor diye düşünüyorum.

Neo liberal ve Sol liberal formlarıyla “Demokrasi Projesi”nin bugünlerde Batı dünyası başta olmak üzere tüm dünyada topyekün çöküşünden söz ediyoruz. Fukuyama’nın umutla bahsettiği tarihin sonu tezi çok geçmeden tarihin amansız kaosuna dönüştü. Göç ve göçmen sorunu, orta sınıflardaki yoksullaşma, köleleşme ve mülksüzleşme, bölgesel terörize kaotik bir güvensiz atmosfer gibi sonuçlar özellikle karşımıza geliyor. Siyasetin finansmanı sorunu ile küresel finans elitlerinin siyaseti domine eden kirli ajandaları nihayet açığa çıkıyor ve birçok ülkede halkların topyekün müesses sisteme direnç göstermesi ve küresel hegemonyaya isyan etmesiyle sonuçlanıyor. Süreçte siz neler görüyorsunuz, süreç nasıl olabilirdi ve ne oldu sorularını nasıl cevaplarsınız?

Ahh evet, bunlar oldu, üstelik tüm bunlar, biz yaşarken oldu!… Daha doğrusu ben şöyle bakıyorum Kutlu; bunlar, bize “insan hakları ve bilgi çağı”nda yaşadığımız söylenirken, biz sözümona demokrasi mücadelesi verirken, adil bir dünya için gayret gösterirken alttan alta olduruluyormuş. Bize gösterilen, bizim gördüğümüz dünyanın altında meğer asıl işleyen süreç buymuş ve biz gafiller bunu yeni fark ediyormuşuz…

Yok yok, kendimi kandırılmış hissetmiyorum. Biz, bu dünyanın oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, asıl yurdumuzun ahrette bulunduğunu bilen insanlar olarak zaten bu dünyayla aramızda bir mesafe koyuyor, biraz uzaktan bakabiliyorduk. Kendi adıma bu bilinçle modernliğin başından beri olup biten sürece hep göz atıyordum. Mesela epeydir modernliğin bir dönem sandığımız gibi insan-merkezli olmadığını tam  tersine nasıl tabiata, canlıların ontolojik düzenine karşıysa tıpkı onun gibi insan-karşıtı da olduğunu fark ediyor, dile getirmeye çalışıyorum. Kapitalizmi tanımlamak ve alternatif aramak için üretilen düşünce sistemlerinin de aslında görünüşle oyalanmak olduğunu idrak ediyorum.

Hal böyleyken tamam paranoid olmayalım, her taşın altında bir bit yeniği aramayalım ama Şeytan’ın tuzaklarına karşı uyanık olmak, insanı insan yapan hasletlerin kıymetini bilmek, insanın mükerremliğini yere düşürmemek, düşünmekten asla vazgeçmemek durumundayız. Bu arada senin tarif ettiğin olay ve olgulara ilave olarak şunu da söylemeliyim: Ben özellikle yapay zeka tartışmaları sırasında eskiden dünyayı anlamak için adeta maymuncuk gibi kullandığım “küreselcilik-milli devletler düzeni” ayrımının da artık işlerliğini yitirdiği kanaatindeyim. Görüyorum ki devletler ve şirketler öyle birbirinden kolayca ayrılamayacak kadar iç içe geçmiş, bir sarmak oluşturmuş vaziyetteler… O yüzden temel ayrımın teknoloji ve ontoloji arasında; insanın mükerremliği ve insanlık değer mirasının korunması ile her türlü kaos ve yıkıcılık arasında yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Hocam ufuk açıcı bir sohbet oldu, okurlarımız ve takipçilerimiz için faydalı olmasını diliyoruz. Her şey için tekrar teşekkürler…

 

 

 

Son Videolar

Yükleniyor...

Galeri

Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.47.15 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.46.20 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.46.35 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.46.58 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.47.34 Ekran-Resmi-2022-07-06-ÖS-12.45.41